sine(ma)rkalar: altyazılı
brands @ the movies
View more presentations from erol batislam.
Kaçınız Giresun’lu Muammer Bey’i tanırsınız bilmiyorum. Ben sık sık kendimi ondan bahsederken buluyorum. Markalar ile ilgili eğitimlerde toplantılarda Muammer Bey en favori konum. Çünkü Muammer (artık samimi olduk) bir gün TRT genel müdürüne bir mektup yazmaya karar verir. İki fotoğraf gönderir ve aynen şöyle der;
“mrb ben giresundan muammer resimdeki benim, ben süpermene benziyorum, benlik bir roll olursa oynarım reklam dizi sinama”
İlk fotoğrafta Muammer’i yeni aldığı gömleğini giymiş halde, kemik çerçeveli Clark Kent gözlükleriyle, ikinci fotoğrafta ise kendi tasarımı olduğu gözden kaçmayan Superman kostümüyle görürüz.
Benim için Mahir’den sonra gelen en büyük internet star’ı Muammer’dir.
Onu, bir çok markanın cevap vermeyi unuttuğu sorulara güzel cevaplar verebildiği, hayal kurabildiği, kurdurabildiği ve yaratıcılığı için tebrik etmek gerek.
Kimsin, ne sunuyorsun ve bundan bana ne? Bir markanın tüketicisine cevap vermesi gereken temel sorular. Peki Seth Godin’in markalara sorduğu “Senin süper gücün ne?” sorusunun cevabını nasıl vereceğiz? İster markalar için ister kendiniz için olsun bu soruya ne kadar doğru ve ilham verici bir cevap veridiğiniz geleceğiniz için belirleyici olabilir.
Muammer’e ilham veren Superman gibi, büyük iddia taşıyan bir çok süper marka da kendini ifade etme yolları arayan, umutsuzca hem birbirine benzemek hem de ayrışmak peşinde koşan tüketiciler için ilham kaynağı oluyor.
Nintendo, Volkswagen, Sony ve Nokia ya da Garanti, Efes, Mavi ve Arçelik... Bu süper markalar gibi olmak bugünden yarına olacak bir iş değil elbette. Bu nedenle ikinci, üçüncü ve yeni doğmuş markaların iki katı daha fazla çalışması gerekiyor. Peki, “ilk akla gelenler” liginde olmayan markaların çoğumuzun bildiği, popüler kültürde yer etmiş sinema filmlerinden alacağı dersler olabilir mi?
41 Film, 41 Kural
Markalar için sinema filmlerinden esinlenmiş kurallar:
Life Aquatic with Steve Zissou: 80’lerin belgesel kralı Kaptan Custou özentisi bir kaptanın açık denizlerde kendisi kadar tuhaf mürettebatıyla belalı bir köpekbalığının peşine düşmesi ve oğlunu bulması.
Her zaman keşfetmek için bak. Herkesin baktığında yeni bir şey görmek kolay iş değil, rakiplerin de araştırmalarla yeni bir keşif yapmak da.
Analyze This: Ürkek psikiyatrist ve terapi ihtiyacını kabullenmekte zorlanan hastası mafya babası.
Araştırmanın dozunu kaçırma. Zaten çekmece de bekleyen, tekrar yapıldığında “biz bunları bir yerden hatırlıyoruz” duygusu yaratan araştırma yapılmasa da olur. Her sorunun çözümü araştırmalarda olmayabilir. Kıymetli olan mevcut bilgiyi, deneyim ve sezgiyle harmanlayabilmekte.
Amelie: Hayal dünyasında yaşayan, yardımsever saf kızın aşkı bulması.
Bir dilek tut. Geleceğe dönük bir tek isteğin, tek bir odaklanma alanın olsun. Google deyince “search” akla gelir, Sony deyince “renk”, Apple deyince “yaratıcılık”. Markan ne konuda tek olmak ister onu bul.
Superman: Dünya yüzündeki sorunların tek çözümü, mazlumların en iyi dostu.
Süper gücünü tanımla. Neye iyi geliyorsun, neyi farklı yapıyorsun, nasıl hissettiriyorsun, ne de süpersin?
Woody Allen’in herhangi bir filmi: kafa karışıklığı, hayata nevrotik bakış, ne dediğinin anlaşılmaması için mütemadiyen mızıldama halleri.
Kafa karıştırma. Ne dediğin net olsun, kendini tekrar edip durma. Söz verdiğini yap, yaptığının arkasında dur.
Cinema Paradiso: Küçük bir çocuğun kendini sinemaya adayarak hayatını dönüştürmesi.
İnsani bir hikaye anlat. “İnsan, insanın kurdudur” derler, insanın ilgisini çeken en önemli şey yine insandır. Kendimizi bir başkasında anlamaya çalıştığımızı hatırla.
Ratatouille: Ne kadar küçük ve korumasız olsa da, kendine özel yeteneği ile müthiş yemekler yapabilen fare.
Düş kurmayı ihmal etme. Sonunu düşünerek başla. İleride ne olacağını tasarlayamıyorsan, gözünde canlandıramıyorsan bir şeyler eksik demektir.
Braveheart: Ülkesinin özgürlüğü için dişini budaktan sakınmayan köylünün, savaşçı olma öyküsü.
Cesur ol. Büyük bütçeli, iri kıyım rakiplerden çekinme. İdeallerin, tavrın ve isteğinle fark yarat.
The Prestige: İki iddialı sihirbaz’ın en iyi olma yolundaki sidik yarışları
Şaşırt. Kolay gibi görüneni zormuş gibi göster. Zor gibi görüneni de kolaylaştır. Şaşırmayı unutmuş kalabalıkları ayağa kaldır.
Pan’s Labyrinth: İspanya iç savaşı sırasında asker üvey babasının zülmüne maruz kalan kızın kurtulmak için kendine yarattığı dünyada yaşadıkları.
Fantastik dünyaların gücünü daha çok kullan. Mantık, analiz, doğruların yanında tutku ve yaratıcılığın etkisini ihmale etme. Başka dünyaları keşfe çık.
Eternal Sunshine of the Spotless Mind: Birbirlerini hafızalarından sildiren ve teknik sorunlar yaşayan şuursuz aşıklar.
Dahil et. Her şeyi tüm açıklığı ile anlatma, dinleyene kendi yorumunu, görüşünü katacak bir alan bırak.
Titanic: Herkesin sonunda ne olduğunu bildiği, buna rağmen tarihin en çok izleyici toplamayı başarmış hikayesi.
Kafayı ne söyleyeceğine değil, nasıl söyleyeceğine tak. “Ne söyleyeceğim, stratejim ne olsun?” diye dövünürken gözünün önündeki yaratıcı fırsatı “nasıl söylemeli?” nin etkisini ıskalama.
American Beauty: Kızının seksi arkadaşına kafayı takan bir orta yaş krizi kurbanının kaybolan ruhunu bulamayışı.
Seks her zaman satmayabilir. Cinsel çekiciliği yüksek mesajların, tüketici beyninin markayı algılama fonksiyonlarında yapacağı tahribatı düşün.
Reservoir Dogs: Bir grup ahbap çavuşun günlük yaşamlarından kanlı, salyalı sümüklü, şiddetengiz kesitler.
Sosyalleş. Tanıdıklarını, çevreni geniş tut, tüketicinle birlikte vakit geçirecek ortamlar yarat, daha iyisi sen onlara git.
Fight Club: Dövüşmeyi bir terapi yolu olarak benimsemiş arızalı tiplerin akla zarar faaliyetleri.
Tutkunu paylaş. Heyecanla bağlı olduğun bir şeyi olabildiğince çok insana yay, onları da heyecanın ortak et.
Breakfast at Tiffany’s: Hem sevimli bir serseri hem de şık ve masum bir hanımefendi olmayı başarabilen kadının hüzünbaz öyküsü.
Denge kur. Birbiriyle çelişen, farklı kaynaklardan beslenen temaları birleştir. “oxymoron” ların hikaye yaratabilme gücünden yararlan. Yalın ve şık olunabileceğini, sağlıkle lezzetin bir arada olabileceğini kanıtla...
6th sense: Öldüğünü farketmeyen ve ölülerle konuşma yeteneği olan çocuğun kurtulmak için psikoloğa gidişi ve olayların sarpa sarışı. “i see dead people”.
Duyularını uyandır. Markanı sadece görsel ve işitsel iletişimle sınırlama, Starbucks’ın kokusu, Harley Davidson’ın eşsiz motor sesi, iphone’un dokunmatik ekranı ve Burger king’in ateşte ızgara tadının ayrıştırıcı gücünü hatırla.
Kill Bill: İntikam peşinde kah azılı katil, kah masum geline dönüşen sarı eşofmanlı kadın ve kendi kadar azılı düşmanlarının düellosu.
Görsel sembollerini gücünü unutma. Markanın ismi geçtiğinde, daha iyisi kategoriden bahsedildiğinde akla gelen bir sembolün var mı? Olmalı mı? Bir rengi sahiplenebilir misin? Ya da saçları kıvırcık insanlar saçlarını uzattığında Bonus kafa olup markanın elçisi gibi gezebilirler mi?
Rain Man: Otistik ve bilge abiyle, yakışıklı ve bencil kardeşin birbirlerini tanıma yolculuğu.
Zayıflıklarını güce dönüştür. Pazarlama karmasında zayıf gibi görünen bir unsur markan için aslında rekabetçi bir üstünlük olabilir mi? Bir bölgede dağıtımda güçlüysen nedeni ne? Seni bayanlar daha çok tercih ediyorsa işin aslı ne? Ürününü bildik kullanım alanlarının dışında kullanmaya başlamışlarsa sen ne yapabilirsin?
The Wrestler: Amerikan güreşinin en baba veteranının her şeye rağmen geri dönüşü.
En iyi bildiğin işten şaşma. Bir marka yolunu kaybetmişse ilk çıkış noktasına geri dönmelidir, orada aradığını bulacaktır. Herkes bir çok konuda iyi olamaz. Bize güven veren, tek bir işte uzmanlaşmış ustalar bulmaktır.
StarWars: Kahraman prensesi kurtarmak için yola çıkar, bazı engellerle karşılaşır, ona bilgeler ve yol yordam bilen abiler yardım eder, ancak düşmanının aslında çok yakını olduğunu anlar.
Rakibinin ciğerini oku: Ben kazanırsam, kim kaybeder. Onu ne kadar iyi tanıyorum. Benim yapamadığım neyi benden daha iyi yapıyor? Güçleri birleştirsek birlikte kazanabilir miyiz?
Finding Nemo: Babasının sözünü dinlemeyen meraklı palyaço balığı kendini akvaryumda bulur, eve geri dönüş yolculuğunda yeni arkadaşlıklar edinir.
Ortak noktaları bul. Daha güçlü, daha çekici olmak için aynı kafayı ve tüketici profilini paylaştığın markalarla ortaklık kur. Birlikte proje üret.
Harry Potter: Mazlum mu, yoksa becerikli bir sihirbaz mı olduğuna karar veremeyen yetimin, ergenliğe yolculuğunda dostunu ve düşmanından ayırma çabası.
Tüketicini tanı. Onunla birlikte yaşa, yemek ye, seyahat et, bir kızılderili atasözünü aklından çıkarma “Bir insanı gerçekten tanımak için bir süre onun giysilerini giymen gerekir”
Devil Wears Prada: Modanın belirleyicisi dergi editörü önüne geleni asar keser, sonra insan olduğunu hatırlar.
Nasıl tükettiğini anla. Birlikte alışverişe çık, kriz olunca ne yapıyor, eli bollaşınca nasıl davranıyor incele. Krizde sefer taslarının satışları neden artmış düşün.
The Good, The Bad and The Ugly: Bir takım koca adamlar hazinenin peşine düşerler birbirlerine etmedik kötülük bırakmazlar, spagetti yiyip kovboyculuk oynarlar.
Anlamlı gruplara ayır. Hangi müşteri daha kıymetli, hangisini ihmal etsen de olur belirle. İlgini, karşılık verecek olan müşterilerine yönelt. Boşuna para, enerji ve zaman harcama.
The Simpsons: Kutsal aile kavramının o kadar da kutsal olmayabileceğini anlatan olaylar silsilesi.
Değer sun. Yükselen bir değerle, bir felsefeyle bağlantı kur. İyimser olmaktan, feminenlikten, bireysellikten ya da doğallıktan medet um.
Miss Little Sunshine: Güzellik yarışmalarının ve büyükbabasının hastası olan kızımız tüm ailesini peşinde sürükler ve gösterisiyle herkesi şaşırtır.
Tüketicinin tutkularını ve hayallerini öğren. Ne sever, ne sevmez bil ki ona hediye almak istediğinde ya da bir mesaj göndereceğin zaman kafan net olsun.
Psycho: Oedipus kompleksli karanlık tip, duş alan esrarengiz kadınlardan haz etmediğini ilginç bir şekilde gösterir.
Korkularını çöz. Güçlü markalar insanların para, zaman ve itibar kaybetmesini engeller. İnsanları motive eden en önemli faktör olan korkuyu lehine çevir. Markanın bu korkuyu giderecek bir mesajı, duruşu olabilir mi?
The Dark Knight: Gotham şehrinin baş belası Joker yetmezmiş gibi Batman’in bir de valiyle mücadele etmesi gerekir.
Ürünü/hizmeti kullanmayı neyin engellediğini bul. Fiyat mı, dağıtım mı? Rakibin promosyonu mu? Yoksa senin markanı yeterince beğenmemesi ya da tanımaması mı? Asıl sorun nerede bul, o zaman çözüm de kolaylaşacak.
Lord of The Rings: Bir yüzüğün peşinde bir ömür, bir alay insan ve bir o kadar da “precious” yaratık.
Motivasyonlarını anla. Neden sigorta yapmak istiyor? Zorunluluktan mı? Sağlamcılıktan mı? Fırsatçılıktan mı? Otomobilini ne oldu da değiştirmek istedi? Terfi mi etti, piyango mu vurdu?
The Slumdog Milionaire: Kenar mahallede büyümüş bir gencin bilgi yarışmasında nasıl olup da her soruyu bildiğinin gizemli hikayesi.
Tüketicinin asıl istediği nedir? Şöhret mi, para mı yoksa aşk mı öğren? Hikayeni/mesajını ona göre kurgula.
The Matrix: Ne gerçek, ne sanal sorularıyla geçen iki saat ve felsefi bir muammanın sonunda hidayete eriş.
Düşünmesini engelle. Duygularıyla veridiği kararını rasyonalize ettiğini bildiğimiz insanoğlunun (tüketicinin) mümkünse çok fazla kafa yormadan şıpınişi kararlar vermesini sağla.
Pirates of the Carribean: Korsan gibi yaşayanın, korsan gibi öldüğü, kimi zaman ölemediği bir Karayip güzellemesi.
Kişiliğini netleştir. Steve Jobs “korsan olmak donanmaya katılmaktan daha eğlencelidir” demiş. Ancak daha az riskli değil. Kimi zaman bir tavır sahiplenmek, iddiadan daha etkili olabilir.
Being John Malkovich: Bir kuklacı Malkovich’in zihnine giden bir yol keşfeder ve adamcağızın zihnine turlar düzenlemeye başlar.
Farkını göster. Her markanın cool ve seksi olmaya çalıştığı bir iletişim evreninde aynı temalardan, aynı kişiliklerden bahsetmek, bir fark yaratma yolu olmaktan çıkmadı mı?
Quantum Solace: Alışılageldik Bondvari alet ve edevatların yardımıyla kızlar tavlanır, poker oynanır, patlamalardan ufak çiziklerle kurtulunur.
Doğru araçları kullan. Anlamsızca “eski” ve “yeni” medya diye tanımlanan, tüketiciye dokunup olumlu bir iz bırakma araçlarından, sadece popüler olanları değil markana en uygun olanları tercih et.
Pay it Forward: İyi kalpli oğlan, iyilik yapar iyilik bulur, dünya da bir parça daha iyi bir yer olur.
Kazandığını paylaş: Markalar da maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki gibi piramidin tepesine doğru ilerledikçe, yani ev kurup, karınlarını doyurup, sosyalleşip, egolarını cilaldıktan sonra ellerindekini paylaşmayı hatırlar oldular. Samimi ve markayla uyumlu yapıldığı sürece iyilik, herkesin kazandığı bir platform oluşturacak.
Into the Wild: Kırılgan ergen kredi kartlarını keser, eşyalarını satar, kendini dağlara ovalara vurur; benliğini ve bir dolu başka şey keşfeder...
Doğaya saygıda kusur etme. Ürün ya da hizmet üretimi olsun markalar süreçlerin her alanda etik, şeffaf olması bir yana doğaya ve çevreye zararsız hale getirilmesinden de tam sorumlular.
Truman Show: Pırıl pırıl bir hayat yaşadığını düşünürken her şeyin bir kurgudan ibaret olduğunu anlayan adamımız balatayı sıyırır.
Hakiki ol. Söylediğin, düşündüğün ve yaptığın bir birine eş olsun. Kafan rahat, sadık müşterilerin bol olsun.
One Flew Over The Cuckoos Nest: Deli-dahiler koğuşu, diktatör hemşireye karşı.
Biraz da dellen. Uyumlu olmak, otoriteye tam teslimiyet, işleri her zaman yapıldığı gibi yapmak markanızı sıkıcılaştırabilir.
The Party: Kovulması gerekirken yanlışlıkla önemli bir partiye davet edilen hintli figüranın komedyası.
Eğlenmeyi unutma. Markanı yönetirken, tüketicinle konuşurken, en karmaşık araştırmaları yaparken, yorumlarken ve stratejini belirlerken ne kadar eğlenirsen o kadar iyi iş çıkar.
Forest Gump: Kafası çok çalışmasa da niyeti iyi olan adamın çocukluk aşkını ararken, kazara tarihin önemli anlarına tanıklık etmesi.
Sürprizlere açık ol. Krizlerin olağanlaştığı, pazarın, teknolojinin ve tüketici davranışının yerinde durmadığı bir dönemde uzun dönemli planlar yerine esneyebilir planlar yapmayı ve her zaman beta versiyonda yaşamayı öğrenmeli.
İnsan yaşamının en güzel aynası olan sinema filmlerinin verdiği ilhamla markalar için yazılmış bu yazının okuyana da ilham vermesi dileğiyle...
Son.






